2 Yıl önce Nisan ayının ortalarında elime sıcak zihnime soğuk bir darbe indiren Derviş Baba ile tanıştığımda hayata dair net planlar yapamayan bir insandım. Bir gün sonrasını planlayamaz iken Derviş Baba'dan öğrenebildiklerim ile önümdeki yılları planlar olmuştum.
Derviş Baba'yı elinden tutup kaldırdığımda Osman Gazi Türbesi'nin yanında oturuyordu; boş gibi oturuşunda bile eminim binlerce parametreden tanımlanan oluşumların başlangıcını tasarlardı. Yavrukurt demişti bana ilgimi çekti bu hitabı, sıkıca tuttum elinden kaldırdım Derviş Baba'yı. Ayağa kalktı; eski küçük hoş parlak saatine baktı ve "yavrukurt bana Tahtakale'ye kadar eşlik eder misin" dedi. Durdum, rahat bir 5-6 saniye aralığında düşündüm. Yüzüme baktı ve "amma düşündün evlat, gel hadi çayda ısmarlarım" dedi ve sessiz bir kahkaha atarcasına güldü. "Eyvallah amcacım" dedim ve yola koyulduk. Yavaş ama aralığı geniş adımlarla aşağı doğru iniyorduk, Bursa Surları'na baka baka . . .
Tahtakale Çarşısı'na geldiğimde ismini öğrenmiştim Baba'nın esnafa selam verdi ve esnaf Baba'yı gördüğüne öyle sevinmişti ki bir şeyler ikram etmeye çalıştı bir çoğu. Tahtakale'nin merkezinde bulunan ufak han tarzı bir kahvehaneye girdik. Hürmet ve saygı burada da devam etti. Sonradan öğrendim ki bu kahvehane Derviş Baba'ya aitmiş. İlginç bir kahvehane idi kuşbakışından dikdörtgen görüntüsü vardı. Ortada şadırvan kenarlarda şuan ki lugata göre loca diye adlandırabileceğimiz sağlı sollu 3 oda vardı. Şadırvan etrafında da rastgele dizilmiş masa ve sandalyeler, sağdan 3. odaya girdik; bende biraz şaşkınlık var tabi "rahat ol evlat rahat" dedi. İçeride eski devlet dairelerinde kullanılan yanları olmayan kısa koltuklardan vardı. Doğru hatırlıyorsam 4 adet. Odaların önü boydan boya camdı. İçeri girdiğimizde dik karşıdaki duvara yaklaşık 45 derece sırt dönmüş 2 koltuk vardı aralarında da sehpa. Hafif toz kokuyordu oda bakımsız ya da az kullanılan bir yerdi. Oturduk ve "bize 2 çay biri bana biri yeğenime" dedi.
Çaylar gelene kadar adımı sormuştu Baba, ne yaptığımı; okuyup, okumadığımı sordu. Bende o dönem liseyi bitirmiş sınava 2. kez hazırlanan dershane öğrencisiydim. Baba kafasını yerden kaldırıp bana baktı ve iç geçirip " ahh ahh üniversite he, ne güzel ilim yoluna gideceksin dedi".Ne olmak istediğimi sordu, ve ardından en can alıcı soruyu yöneltti " İstediğin mesleğin unvanına kavuşur isen vatana, millete, devlete mi yoksa cebine mi hizmet etmek istersin" dedi. Sustum önce biraz soru sert gelmişti, hafif tebessümle geçiştirmeye çalıştığım an çaylar gelmişti. Baba'nın çayı öyle demli idi ki neredeyse kap kara.
Baba çayını yudumlarken bana bir soru daha yöneltti "kitap okumayı sever misin evlat" dedi. Severim ama pek çaba göstermiyorum sanırım üşeniyorum diye cevap verdim. Hemen ardından "işte bu güzel sen bir tetik kuvvetine ihtiyaç duyuyorsun; beynin silah, gözlerin mermi, ağızın ise namlu kadar etkili öyle düşünüyorum he yavrukurt" dedi. Tebessüm ettim estağfurullah dedim. İki kez 2'şer saniyelik periyotlar ile saatine baktı ve gözlerini kısarak bana "evlat burada bekle, sana küçük bir hediyem olacak" dedi. Onaylar anlamda başımı salladım ve bekledim. Geldiğinde eline bir kitap vardı, saman kağıdına basılmış eski bir kitap. Eskimiş kapağında zor şekilde okunan Monte Kristo Kontu, Alexander Dumas yazıyordu. Evlat bu kitap benim için değerli bugün bana yardım ettin az çok sohbet ettik, gönlümü yaptın. Sana sadece okuman için veriyorum geri getireceğin zamanı sen bilirsin dedi.Yaklaşık 1000 sayfalık bir kitabı elime tutuşturdu ve beni kapıya kadar uğurladı.
Ben sevinmiş ve şaşırmıştım kafamda ki ilk gerçekleştirmek istediğim eylem eve gidip bir an önce bu kitaba başlamaktı, fakat kitabı ne zaman getireceğim konusunda kafam karışmıştı. Sen bilirsin demişti Derviş Baba. . .
Derviş Baba'yı elinden tutup kaldırdığımda Osman Gazi Türbesi'nin yanında oturuyordu; boş gibi oturuşunda bile eminim binlerce parametreden tanımlanan oluşumların başlangıcını tasarlardı. Yavrukurt demişti bana ilgimi çekti bu hitabı, sıkıca tuttum elinden kaldırdım Derviş Baba'yı. Ayağa kalktı; eski küçük hoş parlak saatine baktı ve "yavrukurt bana Tahtakale'ye kadar eşlik eder misin" dedi. Durdum, rahat bir 5-6 saniye aralığında düşündüm. Yüzüme baktı ve "amma düşündün evlat, gel hadi çayda ısmarlarım" dedi ve sessiz bir kahkaha atarcasına güldü. "Eyvallah amcacım" dedim ve yola koyulduk. Yavaş ama aralığı geniş adımlarla aşağı doğru iniyorduk, Bursa Surları'na baka baka . . .
![]() |
| Bursa Surları(2014) |
![]() |
| Tahtakale Çarşısı(2012) |
Çaylar gelene kadar adımı sormuştu Baba, ne yaptığımı; okuyup, okumadığımı sordu. Bende o dönem liseyi bitirmiş sınava 2. kez hazırlanan dershane öğrencisiydim. Baba kafasını yerden kaldırıp bana baktı ve iç geçirip " ahh ahh üniversite he, ne güzel ilim yoluna gideceksin dedi".Ne olmak istediğimi sordu, ve ardından en can alıcı soruyu yöneltti " İstediğin mesleğin unvanına kavuşur isen vatana, millete, devlete mi yoksa cebine mi hizmet etmek istersin" dedi. Sustum önce biraz soru sert gelmişti, hafif tebessümle geçiştirmeye çalıştığım an çaylar gelmişti. Baba'nın çayı öyle demli idi ki neredeyse kap kara.
Baba çayını yudumlarken bana bir soru daha yöneltti "kitap okumayı sever misin evlat" dedi. Severim ama pek çaba göstermiyorum sanırım üşeniyorum diye cevap verdim. Hemen ardından "işte bu güzel sen bir tetik kuvvetine ihtiyaç duyuyorsun; beynin silah, gözlerin mermi, ağızın ise namlu kadar etkili öyle düşünüyorum he yavrukurt" dedi. Tebessüm ettim estağfurullah dedim. İki kez 2'şer saniyelik periyotlar ile saatine baktı ve gözlerini kısarak bana "evlat burada bekle, sana küçük bir hediyem olacak" dedi. Onaylar anlamda başımı salladım ve bekledim. Geldiğinde eline bir kitap vardı, saman kağıdına basılmış eski bir kitap. Eskimiş kapağında zor şekilde okunan Monte Kristo Kontu, Alexander Dumas yazıyordu. Evlat bu kitap benim için değerli bugün bana yardım ettin az çok sohbet ettik, gönlümü yaptın. Sana sadece okuman için veriyorum geri getireceğin zamanı sen bilirsin dedi.Yaklaşık 1000 sayfalık bir kitabı elime tutuşturdu ve beni kapıya kadar uğurladı.
Ben sevinmiş ve şaşırmıştım kafamda ki ilk gerçekleştirmek istediğim eylem eve gidip bir an önce bu kitaba başlamaktı, fakat kitabı ne zaman getireceğim konusunda kafam karışmıştı. Sen bilirsin demişti Derviş Baba. . .


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder