Haziran ayının son günleri hava öylesine sıcak nemli ki serinlemek çok zor. Tahtakale'de çınar ağacının altında soğuk bir şeyler içip Albert Camus'den Düşüş kitabını okuyordum ki bir kaç dakika sonra küçük çerçeveli gözlükleri, önleri dökülmüş arkaları uzun saçları ve eski ceketi ile derviş baba geldi. Hemen çay istedi ve başladı aceleci bir şekilde "evlat ne yaptın şifreyi çözdün mü" dedi. Ben önce durdum bekledim rahat bir 10 saniye Baba çayını yudumladı ve cevap beklercesine dikti bakışlarını üstüme. Baba dediğin şifreyi çözdüm ama tüm parametleri hesaba katarsam bu şifre doğru çıkmaz" dedim. Kaşlarını çattı hiddetlendi "evlat evlat bir hata olsa ben onu senden önce bulurum" dedi. Bende karşı gelmemek için "eyvallah baba ama ben senin gibi düşünmüyorum hata yaparsan ne olacak? sorusunu yönelttim. Derviş baba ise bana "İşte o zaman sana isminle hitap etmem sana Mergen lakabını takarım" dedi. Durdum önüme baktım Mergen'in anlamını bilmiyordum sonra öğreneceğim baba deyip sustum.
Baba'ya Camus'un kitabından bahsetmeye çalıştım. İnsanların bir çok parametresinin olduğunu ve bunların insanları istemeden de olsa yanlış kararlar alabileceğini söyledim. Kitabın baş karakteri olan Clemence'in başlarda kendinden emin iyi biri olarak yaşadığını fakat düşünüp önüne baktığında yeniliklerden etkilenip çevresine yabancılaşabileceğini anlattım ve benim kitaptan çıkardığım anlamı yakalamıştı. Benim futbol sevgimden kalma tabirim ile ince kesmişti. Evlat bu ayrıntı çok fazla bunun ihtimali gerçekten yok kadar az bu hayata bağlan, bu devletin sana ihtiyacı var dediğinde ben pek önemsemedim. Sonrasında ülkemdeki lanet konulardan biri olan "terör ardından gelen barış süreci" denen süre zarfını açtı önüme. 2 saat boyunca bu konuyu tartıştık ikimizde aynı fikirdeydik. Bunun hakkında ayrı bir yazı yazacağım elbet zamanı gelince.
Baba yavaş yavaş ben gideyim derken ben tekrar Düşüş kitabının konusunu açtım ve baba sen bana demedin mi "Şüphe etmezsen hiç olursun" diye; evet doğru ama bu konuda güven bana evlat, kitapta ki Clemence gibi değil sana bahsettiğim cennet bahçesinin toprağı; bahçesine, toprağına, özüne, kendi içinde bulunan meyveye yabancılaşmaz, nankörlük etmez" dedi. Bende şimşek parıltısıda kaynağını çarpmazdı be baba beni çarptı. Ben ki kendime kötü adam dedim yıllarca ama o bahçe de beni yabancı belleyecek bir gün dedim. Hayır evlat hayır yanılmayacağım, yanılırsam sen Mergen ismini hak edersin dedi ve gitti.
Baba vefat edeli 2 ay gibi bir süre oldu, bugün haksız çıkmak üzere keşke karşısına çıkıp anlatabilsem, en ihtiyacım olduğu sıralar yoksun be Derviş Baba. . .
Baba'ya Camus'un kitabından bahsetmeye çalıştım. İnsanların bir çok parametresinin olduğunu ve bunların insanları istemeden de olsa yanlış kararlar alabileceğini söyledim. Kitabın baş karakteri olan Clemence'in başlarda kendinden emin iyi biri olarak yaşadığını fakat düşünüp önüne baktığında yeniliklerden etkilenip çevresine yabancılaşabileceğini anlattım ve benim kitaptan çıkardığım anlamı yakalamıştı. Benim futbol sevgimden kalma tabirim ile ince kesmişti. Evlat bu ayrıntı çok fazla bunun ihtimali gerçekten yok kadar az bu hayata bağlan, bu devletin sana ihtiyacı var dediğinde ben pek önemsemedim. Sonrasında ülkemdeki lanet konulardan biri olan "terör ardından gelen barış süreci" denen süre zarfını açtı önüme. 2 saat boyunca bu konuyu tartıştık ikimizde aynı fikirdeydik. Bunun hakkında ayrı bir yazı yazacağım elbet zamanı gelince.
Baba yavaş yavaş ben gideyim derken ben tekrar Düşüş kitabının konusunu açtım ve baba sen bana demedin mi "Şüphe etmezsen hiç olursun" diye; evet doğru ama bu konuda güven bana evlat, kitapta ki Clemence gibi değil sana bahsettiğim cennet bahçesinin toprağı; bahçesine, toprağına, özüne, kendi içinde bulunan meyveye yabancılaşmaz, nankörlük etmez" dedi. Bende şimşek parıltısıda kaynağını çarpmazdı be baba beni çarptı. Ben ki kendime kötü adam dedim yıllarca ama o bahçe de beni yabancı belleyecek bir gün dedim. Hayır evlat hayır yanılmayacağım, yanılırsam sen Mergen ismini hak edersin dedi ve gitti.
Baba vefat edeli 2 ay gibi bir süre oldu, bugün haksız çıkmak üzere keşke karşısına çıkıp anlatabilsem, en ihtiyacım olduğu sıralar yoksun be Derviş Baba. . .
