14 Haziran 2015 Pazar

Derviş Baba'dan İlk Görev

   Nisan ayının tatlı esintisi ve ılık havası ile üzerimde bir de Derviş Baba'nın kendisinden aldığım pozitif enerji vardı. Muradiye Külliyesinden çıktık, yavaş yavaş aşağı Altıparmak Caddesine doğru inmeye başladık. Bana bir kaç ders niteliği taşıyan cümleler söyledi. O cümleler de bana doğduğu yerden bahsetti ve bundan gurur duyduğunu fakat yer, mekan ve zamandan önce her şeyin zihinde bittiği vurguladı.Derviş Baba'da bizim gibi Balkan Göçmeni'ydi, Selânik doğumlu olduğu öğrendiğim ilk kişisel bilgilerindendi, yaşını ve doğum tarihini hiç bir zaman öğrenemedim.

   Altıparmağa indiğimizde ara sokakta eski bir siyah plakalı Renault marka araca binmiştik. İlerleyen yaşına rağmen refleksleri sağlamdı ve gayet güzel bir şekilde araba kullanıyordu. Nereye gidiyoruz diye sorduğumda bana şu cevabı verdi " devamlı uğradığın ve anlayamadığın şekilde huzur bulduğun bir mekana dedi. Kısa süren yolculuktan sonra Emir Sultan Türbesi mahalline geldik. Arabadan indik sıradan bir çay ocağına girdik ve oturduk. Sohbet çok derin olacaktı gözlerinden anlamıştım Baba'nın.
Emir Sultan Camii (1936)


   Derviş Baba küçük camlı gözlüklerini aşağı cep telefonuna bakıyor ve dert yanıyordu ne ilginç alet bu diye. Ardından lafa girdi hayatımda hiç bilmediğim geçmişim öz ve öz dedelerimin kimler olduğunu, ufak da olsa bu devlete katkılar sağladıklarını Derviş Baba'dan öğreniyor. Kendi öz kimliğimin karakteristik özelliklerini hafızama kazıyordum. Unutamadığım sözlerinden bir kısmı şunlar idi "Ben doğumdan gelen; anadan babadan kazanılan özelliklere pek inanmam, bunlar değiştirilebilir fakat bu kan denilen şey farklı evlat sen istediğin düşünce biçimine göre kendini ölç biç, bir kaba koy ama konu vatan devlet olunca kanın ister istemez kaynar. Bu atalardan sana ve bana gelen bir özellik, sanırım Türk olmak bu demek. Türk vatansız devletsiz kalırsa o dünya'da yaşanmaz evlat. Seninde özüne sadık olman için elimden geleni yapıp kafandaki soruları gidereceğim. Bugünden itibaren baban kadar olmasa da baban, abin kadar olmasa abin, dedelerin kadar olmasa da dedenim" dedi ve beni kilitledi.


   Derviş Baba yaklaşık 2 saat kadar bana atalarım, dedelerim hakkında ufak bilgiler ve anılar aktardı.Ardından bana özel hayatımı sordu ve bana "sarışın Balkan Türk'ü deyip kısa bir kahkaha attı. Bende cevap olarak Baba sen zaten bunları biliyorsundur ne duymak istediğini sor, yorma beni dedim. Bu sefer daha sağlam bir kahkaha ile " ah evlat ah hızlı kavrıyorsun dediklerimi" dedi. Bana baktı ve "bu dönemlerde bu konulara yönelmek biyolojik ve psikolojik olarak oluşan zihin kimliğini yanlış etkiler, fakat Monte Kristo Kontu kitabı kriptosundan sonra sana bir görev daha vermek istiyorum. Sana yazacağım cümleyi tam anlamıyla kavrayıp kriptoyu çözdükten sonra beni bul. Bu cümleyi çözmen belki 1 hafta belki 1 ay belki 1 sene sürebilir ama çözmeden beni bulma, bu bir yarı askeri emirdir" dedi ve güldü. Elini ceketinin iç cebine atıp güzel bir dolma kalem ve kağıt çıkardı yazdığı cümle şuydu " Şimşek parıltısından kaç, seni şimşekten cennet bahçesi ağacı korur yazdı" kağıdı sesli okumamı rica etti, ardından sessiz bir kez daha okumamı ve son kez bir daha sessiz okumamı söyledi. 3-4 saniye sonra kağıdı yırttı ve cebine koydu. Ayağa kalktı "ne zaman görüşürüz bilmem, ilk görevin kişisel çöz ve toparlan, yola devam edelim. Bugün kafanı yeterince besledik, devamı için kriptoyu çöz ve Tahtakale'ye haber ver, ben sana ulaşırım. Hadi buralar senin mekanın yürü, yürürken iyi düşünürsün" dedi ve gitti.