4 Ağustos 2016 Perşembe

Büyük Oyun Kar'da Kır At

   Sene 2014 Aralık ayındayız hava çok soğuk hazırlık ve teyakkuz içindeyim; yapacaklarımı tekrarlamaktan bıkmış haldeyim, ama hala ya o an yapamazsam diyorum. Her ihtimale karşı silahlarımız yanımızda olacak. Son kontrollerimi yapıyorum evden çıkmak için hazırım gideceğimiz yol 200 km civarinda beni almaya gelen oyun arkadaşlarım tam ters istikametten yine yaklaşık 200km 'den yoldan geliyorlar. Oyun arkadaşları bizim dilimizde yapılacak işin arkadaşları olarak kabul edilir.

   Sabah saatleri daha güneş namına hiç bir şey yok yerlerde çok az kar var, dikkat çekmemek için 1.5km yakın bir yol yürümem lazım. Sırtımda çantam, elimde bilgisayar çantam, diğer elimde kriptolu telefon ile Kapkır'dan haber bekliyorum. Kapkır bu oyunu yönetecek kişi idi. Kapkır'ın yanında Ayımça ile Songar var. Songar iyi şöfordur arabayı o kullanıyor diye tahmin ediyor iken telefon çalıyor. Kapkır soğuk sesi ile "Mergen biz geldik seni bekliyoruz" diyor. Adımlarımı hızlandırıyorum. Buluşma yerinde görüşüyoruz yanlarına termos ile çay almışlar Ayımça bizlere çay ikram ediyor. Yapacaklarımızı 3 aydır defalarca tatbik etmiş iken tekrar gözden geçiriyoruz. Kapkır dikkat eder, net çalışır, sıkıntı sevmez. Ayımça; gördüğüm en zeki bayanlardan biri. Songar ise aklını aldığı komutlar ile birleşitirip şahane çalışan biri. Ekip olarak iyiyiz. Oyunun beyni Kapkır, onun yardımcısı Ayımça, Songar ise tamamen güvenlik amaçlı yanımızda. Ben ise teknolojik kısmı kontrol eden birey olarak oradayım. Bize temin ettikleri araç büyük kaliteli ve biraz da havalı bir arazi aracı. Kapkır gerçek bir iş adamı ve Ayımça'da gerçek bir iş kadını gibi giyinmiş. Ben sportif bir haldeyim.


  Gideceğimiz görev çok büyük çaplı bir görev. Faktoring işi yapan, aynı zamanda sigorta,kasko v.b işleri yapan büyük bir şirket. İçeride 2 adamımız var. Biri üst kademede bizi bilgiler ile donattı fakat şüphe çekmemek adına oyuna 2 ay kala üst kademe adamımızı işten çektirdik. Diğer adamımız hiç dikkat çekmeyen bir kademede bize geri kalan ufak espiyonaj faaliyetleri yapıyordu. Bu büyük şirket Türkiye'ye bir çok büyük Avrupa ülkesinden para aklama işlerini güdüyordu. Aldığımız istihbarata göre çok büyük aşırı büyük bir para aklama operasyonu bilgisini aylar önceden aldık ve hemen hazırlanmaya başladık. Bu paralar tahmin edeceğiniz gibi kağıt şeklinde değil de. Hesaplara transfer şeklinde oluyordu. Bizim yapmamız gerek o saatte orada olmak, Kapkır ve Ayımça şirket üst kademelerini toplantılarınla oyalar iken ben ise belirlediğimiz şirketin kuytu köşesinde koblo arasına parazit olarak aktarımı farklı bir yöne kaydırıp kaybedeceğim. Oyunumuzun ismi "Kar'da Kır At"

  200 km yol boyunca hiç göz kırpmadan görevimi tekrarlıyordum, hafif heyecanlıydım ilk görevim değildi ama en zor görevimdi. Derviş Baba'da tahmin ediyordur hallerimi ki gideceğimiz yere yarım saat kala beni aradı. Özgüvenimi yerine getirdi, beni nasıl eğittiğini tekrar tekrar anlattı. Artık aklımdaki parazitler gitmişti ve kendimi çok iyi hissediyordum. Derviş Baba bu oyunun en üst kademelerinde planlayanlarındandı.




  Oyuna başlamadan yaklaşık 1 saat önce bir otele yerleştik son kez bir tatbikat yaptık ve yola çıktık. Bu aklama faaliyetinde 1-1.5 milyar dolar gibi çok uçuk bir para dönüyor. Arabaya binmeden silahlarımızı dolu fakat emniyeti kurulu şekilde bagaja bıraktık ve yola çıktık. Kapkır ve Ayımça bu şirkete defalarca gelmişlerdi ki bu tarz faaliyetlerde çok tecrübeliler. Şirkete geldik içeri rahatça girdik ve toplantı başladı. Ben krokilerde defalarca okuduğum yeri bulmaya çalışıyordum ki çok heyecan yaptım yanımda biri 10 inçlik biri 17 inçlik 2 bilgisayar vardı. 17 inçlik iş makyajlı olandı 10 inçlik ise oyunu alt edecek canavardı. Neyse ki krokide ki yeri buldum, hemen elimdeki ufak kuvvetli şarjlı delici ile yeri deldim kabloları kapaktan çıkardım. O kadar çok düşündük ki o kablolarda bile vakit kaybetmemek için Çin'den çok farklı bir konnektör yanı bağlayıcı getirtmiştik. İzole üzerinden bile bağlantı yapabiliyorduk. Bağlantıları yaptım ve bilgisayarı açtım her sey hazır bir kaç MAC adresi ayarlayıp işlemi başlattım 40 dk'ya yakın devam etmesi lazımdı. Orada bir sekreter buldum saçma sapan roller ile farklı hareketler yaptım. İçeride toplantı sürüyor, zamanı kontrol ediyordum. Şirketin yemekhanesine yemeğe çıktım zaman hızlıca geçiyordu ve bir sıkıntı yoktu. Bu oyun bittiğinde şirketin bunun farkına varması en az 15-16 saati bulabilirdi. Paraya temas etmeyi onlarda doğru bulmuyordu dikkat çekmemek adına. Son 2 dk kala tuvalete gitmek adına sekreterin yanından ayrıldım işlem tamamlanmıştı, hemen bilgisayarı topladım ve kriptodan mesajı önce Songar'a attım ardından Ayımça'ya. Biz şirketten çıktıktan sonra deldiğim oyunu yaptığım yeri içerideki adamımız kamufle edecekti. Songar onunla bağlantıya geçti.

  Toplantıdan çıkıp anlaşmış şekilde 1-2 milyon doları kaptırmıştık bu şirkete ama olanların kimse farkında değildi. Bu parayı güvene almak için son bir işlem yapılması lazımdı. Hemen çıktık şirketten otele gittik Ayımça ve ben iş bölümü yaparak bilgisayardan işi hallediyorduk. Son virajıda sağlam adımlarla dönerek işi alnımızın akıyla bitirmiş ve Avrupa'da bize bir çok öfke ve kan ile yaklaşanlara büyük bir zarar vermiştik. Kar'da Kır At oyunu tamamen kusursuz bir şekilde başarıyla sonuçlanmıştı. Bu oyunumuz çok üst düzey kişilere, neredeyse Türkiye'nin 2., 3. veya 4. kişilerine ulaştımıştı. Çok gururluydum. Ardından ben ekibi kontrollü şekilde dağıttık. Gittiğimiz şehirde arkadaşlarım vardı onlara gitmiştim, yolda Derviş Baba ile konuştum cidden sesi çok naifdi ağlıyor gibiydi benimle gurur duyuyordu. "Kılıcın keskin olsun oğul" diyordu, kıvanıyordum. Bir sonraki oyun için büyük bir süre klik olarak uykuya geçiyorduk. Ve şimdiden bir sonraki oyuna hazırlanıyordum. . .




Not:  Burada anlatılan her şey size göre hayal ürünüdür.

10 Mart 2016 Perşembe

Son Yıldırım Yerden Göğe. . .

    Önceki aylarda yazmış olduğum "Derviş Baba Bul Beni!adlı yazıda geçen Yıldırım lakaplı Lütfü Abi'yi kaybetmenin hüznüyle başladım güne, bu saatte bunları yazmam ilginç ama yazasım geldi. Lütfü Abi çok güçlü bir adamdı, babacan bir yapıya sahipti. İnsanların günlük heves ve bencilliklerine yenilip onun bu güzel yönlerine kullandılar, bir köşeye attılar. Derviş Baba onu tutup kaldırdı, tedavi olmasına ön ayak oldu. Beni de bu iyiliğe ortak etti sağolsun.

   Yıldırım Amir geçtiğimiz yaz ince temasları ile bana çok katkı sağladı zor durumlarımda, Derviş Baba onu tekrar topluma kazandırdı. Bu sefer topluma hizmet ettiği mesleğin biraz zıt kolu olan sağlık sektörüne girdi. Orada da başarı sağladı. Onu gördüğüm ilk günlerdeki gözündeki buğu gitmiş, hayatı iyice öğrenmiş. En son aldığım duyumlarda hayatında biri vardı, tekrar birini sevebilmişti. Mutluydu. . .

   Yıldırım Amir, Derviş Baba'yı tanımadan önce emekli olup yıllarca hiç bir şey yapmadan alkol alıp, intikam planları kurmuştu. Planlar güzelce incelendi, hatalar söylendi, planlar iptal oldu fakat o sıralar aldığı alkol onu içten içe bitirmiş karaciğere bağlı siroza yol açmıştı.

   Yıldırım Amir güçsüz gözükmeyi sevmediğinden, kendini toplamadan önce yıllarca evinden çok nadir çıkmış bir insandı. Hastalığını öğrendiğinde tedavi olmayı reddetti, sağlık sektörünün göbeğinde olmasına rağmen bunu bile bile yaşadı. En son gördüğümde ona siroz diyemezdiniz gerçekten çakı gibi bir Abi'ydi. Fakat son 20 gündür şiddetli kan kusmaları ona yolun neresinde olduğunu göstermiş olacak ki. Sır adı verilen tüm dosyalarını imha etmiş ve işi gücü bırakıp yatağında gidişini beklemiş.
  
   Derviş Baba, ben ve Yıldırım Amir ile bir sohbetimizde, yanlış hatırlamıyorsam son görüşmelerimiz olabilir. Yıldırım Amir şunları söylemişti; Baba sen bana öyle bir tohum ektin ki, ben bugün her şeyimi kaybetsem, herkesi kaybetsem; yarın nasıl kalkacağımın, nasıl tekrar kazanacağımın, nasıl tekrar mutlu olacağımın planlarını yaparım. Sen bana bundan önce yaşadığım 50 yıllık tecrübenin üstüne 50 yıl daha ekledin. Baba büyüksün deyip, bizim için küçük onun için fazla bile olan bir tebessüm ile masadan kalktı. O gün anlamıştım ki Yıldırım Amir'in artık bu hayatta dize getiremeyeceği hiç bir şey yoktu, olamazdı.

Yıldırım Amir'in ofisinden küçük bir köşe




  Bu ülkeye ettiğin hizmetlerin hesabı, kitabı tutulamaz. İnsanlığına ve mangal yüreğine elvada. Ruhun şad olsun.




   

21 Ekim 2015 Çarşamba

Duygular Tekrar Keşfedildi

   Bugün siyaset, devlet veya ülkem hakkında yazmayacağım. Bugün içimde kaybolan heyecanımı buldum ben, insanların devamlı üzerinde hissedip uzaklaştığı ilgime karşılık veren bir nesne buldum ben. Hayatımın baş köşesine koyduklarımın kaçtığı yere, bugünlerde onu yerleştirdim. O kadar güzel ve ilgime tepkili ki beni hayata döndürdü. Beni bir amaca bağladı ve planlar yapmama sebep oldu. O sarışın iyi ki beni buldu.

  2015 Türkiye için zor ve kötü bir yıl olacak diyordum, Türkiye kadar bana da zor bir yıl oldu. Hayatımdaki mihenk taşlarından birini yitirme noktasına gelirken, biri hala devam eden bir lineer kayma hareketi ile uzaklaşıyor; yitip gidiyor. Sonunu kendi de gördüğü halde bir şey yapmıyor. Ama sarı öyle mi beni görünce göz kırpıyor, neredeyse hareketlenip yanıma gelecek. Hem sevimli hem hırçın, ikimiz şahane ikili olacağız. Güneş ona vurunca öyle bir sevimli oluyor ki, kalbim küt küt atıyor. Sarı'ya kilitlendim, odak noktam haline getirdim. Kalp köşeme onu alabilmek için çok uğraşacağım farkındayım. Bu karar yolunda yine kesin düşüp, yara alacağım; fakat bu sefer hepsinden güçlü kalkacağım. Ama yılmayacağım hayatımı sarı ile birleştirip her zaman bu fotoğrafa bakacağız. SARI her gün sana daha da yaklaşacağım.


15 Ekim 2015 Perşembe

Kadın Papa Joan

   Vatikan'da kardinaller tarafından seçilen papanın mutlak surette erkek olması,hiç evlenmemiş,çoluk çocuk sahibi olmamış, bekâret yemini etmiş ve kadınlarla hiçbir şekilde ilişki kurmamış,ömürlerini dünya nimetlerinden el-etek çekerek geçirmiş olması gereklidir.2000 yıllık Papalar tarihi son derece enteresan olaylarla doludur. Tarih boyunca dini kullanarak büyük bir siyasi güç ve zenginlik elde eden papalar,dini liderliklerinin yanında genelde hep siyasetle de uğraşmış, iktidarları için oluk oluk kan akıtmaktan kaçınmamışlardır.Özellikle başlattıkları haçlı seferleri ve engizisyon mahkemeleri ile yüzyıllarca terör estirmişlerdir fakat Türkler ile karşılaştıkça kanlar kendi taraflarına doğru akmıştır. Ama bu devasa güce sahip papalık kurumunun tarihindeki belki de en ilginç olay Vatikan'ın yüz karası olarak görülen ve varlığı tarihten silinmeye çalışılan 'kadın papa' Joan olayıdır.



   Katolik kilisesi'ni yüzyıllardır rahatsız eden hikayenin baş kahramanı JOAN, 9. yüzyılda almanyada yaşayan dindar bir ailenin yanında evlatlık olarak büyüyen bir ingiliz kızıydı.Yakınları, onu "Gilberta" yahut "Jutta" diye de çağırıyorlardı. Oldukça zeki bir kız olan Joan, kadın olmasının kendisine dezavantaj yarattığını düşünür ve 12 yaşına geldiğinde erkek elbiseleri giymeye ve erkek çocuk gibi davranmaya başlar.

   Daha sonraki yıllarda Joan Hristiyan misyonerlere katılmış onlarla beraber gittiği Atina'da din ve felsefe öğrenmişti.Zamanla ilahiyat konusunda dönemin hemen bütün hıristiyan kaynaklarına ve sözlü anlatımlarına vakıf olmuştu.Ama Atina'lı hristiyanların gözünde önem kazanan sakal bırakma adeti onu bu kentten ayrılıp sakalın tıraş edildiği Roma'ya gitmeye zorladı.

   Roma'da kendini John Anglicus ismiyle, erkek olarak tanıtan Joan, Benedictine Manastırına girer. Bilgisi ile kısa sürede içinde rahip ve kardinallerin de bulunduğu geniş bir çevre edinir.Hepsi onu dönemin en gözde din bilginleri arasında kabul ediyorlardı. Bundan dolayı Papa IV. Leon'un sağlığı bozulmaya başlayınca kardinaller, papalığa en layık kişi olarak onun adını dillendirmeye başlarlar. 853 senesinde Papa Leon ölünce yerine kilise dışından bir kişi olmasına rağmen, Joan seçilir ve 8.Joan adıyla göreve başlar.Papa Joan 2 sene 5 ay 4 gün boyunca Papalık tahtında oturmuştur.

Başlangıçta her şey sorunsuz gitmekteydi ama Joan rahiplerden bir sevgili edinince durum değişti. Kısa bir süre sonra da hamile kaldı, hamileliğini 9 ay boyunca bol dökümlü kıyafetleriyle gizlemeyi başaran Joan çocuğunu doğurduktan sonra onu klise içinde terk edilmiş bebeklerden biri olarak büyütebileceğini düşünüyordu. Ancak 855 yılında Aziz Petrus kilisesi dışında kortej halinde yapılan bir dini tören sırasında sancıları başlayınca oracıkta çocuğunu doğurur ve kadın olduğu ortaya çıkar

  Yazılanlara göre o ve çocuğu orada öldürülmüştür, bazı yazarlara göre öfkeli kalabalık tarafından parçalandığını ya da Roma sokaklarında atlara bağlanarak sürüklendiğini söylerler. Kadın papanın ismi papalar listesinden silinmiştir.

Vatikan Joan'ın unutulması için elinde geleni yaptı fakat bazı kilise mensuplarının olayı kaydetmesine engel olunamadı.

Bunu iyi okuyun bu nasıl bağnazlık ve yobazlıktır, anlayalım ki kendi kültürümüze yobaz derken bir daha düşünelim. Yaşanan Joan olayından sonra 1200 yıldır papa seçimlerinde cinsiyet kontrolü yapıldığı söylenmektedir. Aynı hatayı bir kez daha tekrarlamamak için kardinaller yeni papa'nın cinsiyeti konusunda kendini garantiye almak adına; Papayı altı delik bir sandalyeye oturtup testis kontrolü yaparlar. Kardinaller papa'nın tek tek genital bölgesine dokunarak kadın olmadığından emin olurlar.
Kontrolün yapıldığı sandalye
Güzel bir kardeşten alıntıdır.

14 Ekim 2015 Çarşamba